Bilim tarihindeki en önemli keşiflerden biri, aslında planlanmış bir deneyin sonucu değildi. 1928 yılında Londra'daki St. Mary's Hospital'da çalışan bakteriyolog Alexander Fleming, laboratuvarındaki bakteri kültürlerini incelerken sıra dışı bir durum fark etti. Bakterilerin bulunduğu kaplardan biri küfle kirlenmişti. İlk bakışta başarısız bir deney gibi görünen bu durum, tıp tarihini değiştirecek bir keşfin başlangıcı olacaktı.
Fotoğraf: Alexander Fleming. Kaynak: Vikipedi/Kamu malı Fleming'in dikkatini çeken şey küfün kendisi değildi. Asıl ilginç olan, küfün çevresindeki bakterilerin büyüyememesiydi.
Bakteriler kabın büyük bölümünde yaşamaya devam ederken, küfün etrafında adeta görünmez bir sınır oluşmuştu. Bu durum, küfün bakterileri öldüren ya da onların çoğalmasını engelleyen bir madde salgıladığına işaret ediyordu. Fleming bunun sıradan bir kirlenme olmadığını anladı ve araştırmaya başladı. Yapılan incelemeler sonucunda söz konusu küfün Penicillium cinsine ait olduğu belirlendi.
Fleming, küfün ürettiği bakteri öldürücü maddeye "penisilin" adını verdi. Böylece tarihin ilk gerçek antibiyotiği keşfedilmiş oldu. O döneme kadar bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede etkili seçenekler son derece sınırlıydı. Bu nedenle keşif, tıp dünyası için büyük bir potansiyel taşıyordu.
Bugünden bakıldığında penisilinin keşfi anında büyük yankı uyandırmış gibi görünebilir. Ancak gerçek bundan farklıydı. Fleming bulgularını yayımlamasına rağmen keşif ilk yıllarda beklenen ilgiyi görmedi. Penisilinin insanlar üzerinde kullanılabilecek bir ilaca dönüştürülmesi sanıldığından çok daha uzun sürdü.
Penisilinin keşfinden sonra bilim insanlarının önünde önemli bir sorun vardı: Bu maddeyi yeterli miktarda üretmek ve tedavide kullanılabilecek hale getirmek. CDC'nin aktardığı bilgilere göre penisilinin saflaştırılması ve ilk klinik kullanımı için on yıldan fazla süre geçmesi gerekti. Keşif ne kadar önemliyse, onu kullanılabilir bir ilaca dönüştürmek de o kadar zorlu oldu. 1930'ların sonlarında ve 1940'lı yıllarda yürütülen çalışmalar sayesinde penisilin enfeksiyonlarla mücadelede kullanılmaya başlandı.
Dünya Savaşı döneminde üretimin artırılması, ilacın çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Böylece bir zamanlar ölümcül kabul edilen birçok bakteriyel enfeksiyon tedavi edilebilir hale geldi. Penisilin hikâyesini benzersiz kılan yalnızca etkisi değil, keşfedilme şekli de oldu. Bir laboratuvar kabındaki beklenmedik küf oluşumu, dikkatli bir bilim insanının gözünden kaçmadı.
Eğer Fleming bu kirlenmiş kabı incelemeden çöpe atsaydı, tıp tarihinin seyri çok farklı gelişebilirdi. Bugün penisilin, bilim dünyasında tesadüflerin ancak onları fark edecek kadar meraklı gözlerle birleştiğinde büyük keşiflere dönüştüğünün en güçlü örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Haber kaynak: American Chemical Society, Encyclopaedia Britannica, Science Museum Tuzlada, tersanede bulunan bir gemide çıkan yangına itfaiye ekiplerince müdahale ediliyor.