Zonguldak'ta çevre mücadelesi, sadece bugünün atıklarıyla değil, geçmişin hayaletleriyle de savaşıyor. Şehir merkezinin burnunun dibinde, 1948 yılından 2008’e kadar tam 60 yıl boyunca biriken çöp dağları, aradan geçen 15 yıla rağmen 'ben buradayım' demeyi sürdürüyor. Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri Platformu’nun Kozlu sahilinde yükselen isyanı, aslında Türkiye’deki atık yönetimi vizyonsuzluğunun kristalize olmuş bir örneğidir.
Belediye, 2008 yılında bu alana çöp dökmeyi durdurarak sorunu çözdüğünü varsaydı. Ancak GokaNews analizi olarak altını çizmeliyiz ki; bir vahşi depolama alanına kilit vurmak, oradaki biyokimyasal süreci durdurmaz. Çöpün dökülmemesi, o alanın 'temizlendiği' anlamına gelmez.
Çevre gönüllülerinin dikkat çektiği kirlilik, basit bir estetik kaygıdan çok daha derin. Yağmur sularıyla yıkanan o eski atık dağları, sızıntı sularıyla (leachate) toprağı ve yeraltı sularını zehirlemeye, oradan da Kozlu sahiline akmaya devam ediyor. Bu, 75 yıllık bir çevre borcunun taksitler halinde doğaya ödetilmesidir.
Sivil toplumun "kalıcı çözüm" çağrısı, aslında teknik bir zorunluluğu işaret ediyor: Rehabilitasyon. Dünya standartlarında bir kapatma işlemi; gaz bacalarının kurulmasını, geçirimsiz zemin örtülerini ve sızıntı suyu arıtma tesislerini gerektirir. Zonguldak'taki mevcut durum ise, sorunun üzerini toprakla örtüp unutmayı tercih eden 'eski tip' belediyecilik anlayışının bir sonucudur.
Kozlu sahili, Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla boğuşurken, arkasındaki tepelerden süzülen bu 'toksik miras' ile de mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Bu durum, sadece bir çevre felaketi değil, aynı zamanda bir halk sağlığı meselesidir.
Sonuç olarak, Zonguldak'ın ihtiyacı olan şey günü kurtaran vaatler değil, mühendislik temelli bir rehabilitasyon projesidir. Şehir, 1950'lerden kalma çöplerin gölgesinde yaşamayı hak etmiyor. Yerel yönetimlerin, 'görünmeyen' ama 'hissedilen' bu sorunu öncelik listesinin tepesine taşıması, bir lütuf değil, zorunluluktur.