Türkiye otomotiv pazarında son yılların en kritik tartışma konularından biri olan engelli bireylere yönelik Özel Tüketim Vergisi muafiyeti nihayet günün ekonomik gerçeklerine uygun bir zemine taşındı. Muafiyet kapsamının genişletilmesi salt bir mevzuat güncellemesi olmanın ötesinde derin ekonomik ve sosyal anlamlar taşıyor.

Uzun bir süredir artan döviz kurları ve küresel tedarik zincirindeki maliyet artışları nedeniyle araç fiyatları olağanüstü seviyelere tırmanmıştı. Bu makroekonomik tablo engelli vatandaşların kanuni olarak yararlandığı vergi avantajını fiilen işlevsiz bir hale getirmişti. Eski fiyat üst sınırları piyasadaki en donanımsız ve güvenlik standartları en zayıf araçları dahi kapsamakta yetersiz kalıyordu. Yeni düzenleme ile birlikte bu suni dar boğaz aşıldı ve erişilebilir model yelpazesi kelimenin tam anlamıyla yeniden şekillendi.

Genişleyen bu kapsamın otomotiv sektörü açısından çok net bir analitik okuması bulunuyor. Finansmana erişim zorlukları ve rekor seviyedeki kredi faizleri sebebiyle daralan sıfır kilometre araç pazarında bayiler aylardır ciddi bir durgunluk yaşıyordu. Bu yeni limit artışı pazara stratejik bir can suyu niteliği taşıyor. Bireysel perakende talebinin bıçak gibi kesildiği mevcut konjonktürde muafiyetli satışlar sektörü ayakta tutan en sağlam kolonlardan biri haline gelecek.

Listeye yeni dahil olan araç grupları da pazarın yönünü değiştirecek cinsten. Sadece giriş seviyesi B segmenti araçlar değil geniş hacimli SUV modeller gelişmiş güvenlik donanımlarına sahip C segmenti sedanlar ve giderek popülerleşen elektrikli otomobiller artık muafiyet radarına girmiş durumda. Elektrikli ve hibrit araçların bu kapsama dahil olabilmesi yeşil dönüşüm hedefleri açısından da dolaylı ama güçlü bir ivme yaratacak.

Sosyal boyutta ise mesele kesinlikle bir lüks tüketim değil tamamen temel bir insan hakkı arayışı olarak değerlendirilmeli. Hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin toplumsal hayata tam bağımsız ve güvenli katılımı için teknolojik olarak donanımlı araçlara erişimi hayati bir zorunluluk. Kapsamın genişlemesi engelli sürücülerin otonom acil frenleme şerit takip asistanı ve otomatik park gibi hayati sürüş destek sistemlerine sahip araçlara nihayet ulaşabilmesinin önünü açıyor.

Burada ekonomi yönetiminin ve yasa yapıcıların üzerine düşünmesi gereken asıl mesele bu genişlemenin sürdürülebilirliğidir. Türkiye gibi fiyatlama davranışlarının çok hızlı değiştiği bir pazarda belirlenen yeni rakamsal sınırların altı ay sonra tekrar erimemesi gerekiyor. Çözüm muafiyet baremlerinin sabit Türk Lirası cinsinden değil enflasyon oranlarına veya yeniden değerleme oranlarına tam entegre edilmiş dinamik bir yapıya kavuşturulmasından geçiyor. Aksi halde piyasa her yıl aynı tıkanıklığı yaşamak zorunda kalacak.

Öte yandan bu sıcak gelişme ikinci el otomotiv piyasasında da orta vadeli yeni bir ekosistem yaratacak. Beş yıllık yasal satılamazlık süresi dolan araçların piyasaya girişi ve bu sahiplerin yeni muafiyetli sıfır araçlara geçiş arzusu ikinci el pazarındaki arzı hem nicelik hem de nitelik olarak çeşitlendirecek.

Özetle ÖTV muafiyet sınırlarının esnetilmesi salt bir vergi indirimi değil otomotiv sektörünün çarklarını yeniden döndürecek ve sosyal refahı artıracak çok katmanlı bir müdahaledir. Tüketiciler için seçeneklerin çoğaldığı markalar için ise rekabetin yeni limitler üzerinden baştan yazıldığı yepyeni bir pazar dinamiği bizleri bekliyor.